Ankara Notları - 1

Yazın ilk geldiğimde, en çok kütüphanesine şaşırmıştım okulun. “Doğu Kampus” dedikleri yerde, derse erken ve yanlış gitmişken, hayatımda ilk defa bir gecemi yurt odasında geçirmişken (90. yurt, hiç mektup almadığım), üstelik bazı şehirlerin henüz çok acemisiyken gördüm kütüphaneyi. Çok övdükleri kütüphaneyi ilkin Doğu’daki sandım, sonradan anladım, “Merkez Kampus”te imiş asıl kütüphane. Gittim, tabii ki şiirleri buldum hemen, Asaf Halet’in bir kitabını aldım, içine baktım ve gördüm; Hüseyin Cöntürk’ün armağan ettiği kitaplardan biri bu, üstelik Cöntürk’ün elyazısıyla notlar var kitabın içinde. O gün dedim, “Kurtarırsa bu kütüphane kurtaracak beni, bu şehirde,” Hâlâ kurtarmasını, onu bekliyorum, Kızıltepe’deki odamda bekliyor olduğum gibi, -muşçasına.

Hayattaki imtihanımın doğumdan başladığını bana kanıtlayan doğum günümde, 12 Eylül’de, Fatih Ekspresi ve yemekli vagon: “Beş yıllık memleket”ten, onun Haydarpaşa’sından, Süleyman tarafından uğurlanmışım;

İslami Eğitim Üzerine

İnsanın kişiliği çevrenin etkisiyle şekillenir. İçinde bulunduğu çevre insanın hangi kişilik özelliklerine sahip olacağına karar verir. Çok az insan çevresinin etkisini kırarak farklı bir kişiliğe bürünebilir. Bunu sağlayan ise edinilen bakış açısıdır. Sağlıklı bir bakış açısına sahip olmak sağlıklı bilgi ve bu bilgiyi değerlendirecek sağlıklı bir aklın sonucu olabilir.

Toplumu şekillendiren bütün etmenlerin aileden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Ailelerin yapısı ve ailelerin birbirleriyle kurdukları ilişkiler toplum yapısını ortaya çıkarır. Bu toplum yapısına sonradan dâhil olanlar da bu yapıya ayak uydururlar. Toplumun giderek bozulmasının en önemli nedeni bu benzeşme durumudur.

Müslüman toplumun giderek daha soft bir İslam anlayışına sahip olmasının ve hatta İslam’dan uzaklaşmasının nedeni kendini kabul ettirmek adına toplumun diğer unsurlarına benzeme çabasıdır.

Kitlesel Yalnızlık Şubesi: Facebook

“Şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
Kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin...”
-İsmet Özel-

Her sabah daha bir yalnız kalkıyor insan artık yatağından. Ve her gün yeni zırvalarla dolduruyor yalnızlığını. Adına medeniyet diyoruz, geçip gidiyoruz.
Medeniyet bize her gün yeni oyuncaklar sunuyor. Öyle rastgele oyuncaklar da değil üstelik, günbegün açılan yaralarımızı kaşıyan süslü oyuncaklar. Etrafımızdaki binalar yükselir, caddeler kalabalıklaşırken küçülen egolarımızı şişiren oyuncaklar...

İnternet bu oyuncaklar için biçilmiş bir kaftan. Chat kanallarıydı, arkadaşlık siteleriydi, itiraf sayfalarıydı, online günlüklerdi derken, yeni “trend” facebook oldu. Televizyon programlarında tartışıla tartışıla, gazetelerde yazıla çizile bitirilemiyor facebook. Herkesi o denli sarmış sarmalamış durumda. Hatta facebook haberleri çıkıyor internet gazetelerinin haber sayfalarında. Facebook'taki “çılgın” gruplardan bahsediliyor mesela, bu hafta facebook'ta neler olmuş, kimler üye olmuş, hangi ünlüler girmiş, hangileri çıkmış, kimler atılmış....

Esaret Yahut Erdem

İnsan, varlığını bir tanıma bağlamak zorunda. Varlığını anlamlandırabilmenin ilk koşulu bu. Tanım her şeyden önce gelir çünkü. Neyi nasıl tanımladığımız kendi tanımımızı, sahip olduğumuz bu tanım da kimliğimizi oluşturur. Zengin, yoksul, beyaz, siyah, işçi, köylü, entelektüel, cahil, sosyal, asosyal bir sürü tanım mevcut.

Herhangi bir oluşumun parçası olmak insan olma vasıflarından biri. İnsan sosyal olmak zorundadır. Kişilerin bağlı bulunduğu ya da muhabbet duyduğu oluşumlar tanımına uygun olduğunu düşündüğü insanlar tarafından ortaya koyulanlardır. Kendisi gibi düşünen insanlar arasında yer alabilmek için yoğun bir çabanın içine girer. Bir bütünün parçası olmak kişiye direnç ve güven kazandırır. Bu kazanımlara ulaşmak için kendimizi kabul ettirmek zorundayız. Kimliğimizi kabul ettirebilmenin ilk koşulu oluşturduğumuz tanımı insanlara doğru anlatabilmektir.

Dur Yapma! Bir Gören Olacak

dağıldı yağmur kokan tenlerin hoşluğu
toprağı okşayan ayaklar topraktan ayrıldı
çünkü ruhsuz birinin icadıdır şemsiye
çünkü şimdi topraktan sadece dikenler dirilir
dokunuşlar bitik artık,abanmalar gözde
çağ sızısı taşımazsan eğer ve
hiç kimse seni sevmeyebilir

sar beni, sakla kaygımla örülü cibinlik
ne tarafa yüz çevirsem
o gülüşlerle bezeli hainlik

Hatır Belası

Televizyonlar ve bilgisayarlar çalışıyor, kafamın içinde hep aynı mekanik sesler dönüp duruyor, radyolarda djler aşk şarkıları çalıyorlar hâlâ, minübüs şöförleri her zaman olduğu gibi çok korkusuz, insanlar işe gidiyorlar her sabah, insanlar facebooktan ilkokul arkadaşlarını arıyorlar, insanlar haberleri izleyip çay içiyorlar, saçlarını yaptırıp yasal kumarla şanslarını deniyorlar, kedilerini besleyip komşularıyla kavga ediyorlar, ahkâm kesiyorlar, reklamları izliyor, satın alıyorlar, satıyorlar, yargılıyorlar, cezalandırıyorlar, galeyana geliyorlar, konuşuyorlar, konuşuyorlar, ve fakat hiç dinlemiyorlar.

Kimileri yazılarını yarıştırıyor, televizyon gösterilerinde insanlar yeteneklerini yarıştırıyorlar, kimi “büyük adam”lar paralarıyla satın alabilecekleri şeyleri yarıştırıyorlar, okullarda çocuklar öğretmenlerinden aldıkları yıldızları yarıştırıyorlar. İnsanoğlu hababam yarışıyor ve tuhaf bir keyif alıyor bundan.

Direniş Bilinci

Eşref-i mahlûkat olmanın insana yüklediği birçok sorumluluk var. Salt düşünebiliyor ve konuşabiliyor olmak insanı şeref sahibi yapmaz. Bizim mahlûkatlar arasında öne çıkmamızın asıl nedeni başımızı dik tutmak konusundaki kararlılığımızdır. Başın dik tutulması hadisesi iki şekilde cereyan edebilir. Birincisi kör bir inadın eseri olabilir. İkincisi ise bilinçli bir direnişin. Kör inat keçilerde de mevcut. Bu yüzden ancak bilinçli bir direnişin sonucu olarak kendimizi eşref-i mahlûkat sayabiliriz. Şerefimize halel getirecek durumlara karşı pasif kalmamız bizi diğer mahlûkatın derecesine indirir.
İnsan neslinden herhangi birinin bir kez olsun başını önüne düşürdüğünde bunun bir kez daha tekrarlanacağından şüphe duymamamız gerekir. Kanıksanmış yenilmişliğin devası bulunmamakta. Bu yüzdendir ki zorla diz çöktürmenin, yenilgiyi/aşağılanmayı kabullendirmenin simgesel olmaktan daha öte bir anlamı var.

Özel Arama