Mustafa Karasoy Yazıları

11 Mar

El-Magribu'l-Aksa

Kategori: Makale

İslâm Medeniyeti’nin en batı noktası. Afrika’nın Avrupa’ya neredeyse değdiği bir noktada duran İslâm toprağı. Osmanlı İmparatorluğu’nun bile ulaşamadığı kadar uzak ve kardeşliğin bir nüvesi olacak kadar yakın Kuzey Afrika ülkesi. Miladi 686 yılında Ukbe İbnu Nafi tarafından fethedildiğinden beri İslâm’ın en uzak sancağı olarak durmakta. Tarık Bin Ziyad’ın Endülüs’ü kurmak için köprü olarak kullandığı ve geçtiği boğaza adını verdiği mübarek topraklar. Cebelitarık’ın müslüman yüzü.
Ülkenin ismi Arapça’da batı anlamına gelen El-Magrib olmasına rağmen batılılar Müslüman anlamına gelen Morocco ismini kullanıyorlar. Türkçe’de kullanılan Fas ismi ise Fes’in ilk kez görüldüğü yer olmasından dolayı kullanılmaya başlanmıştır.

1660 yılına kadar üzerinde çeşitli devletler kurulan, parçalanıp emirlikler halinde yönetilen, 1660 yılından itibaren ise Filali sülalesinin hüküm sürdüğü bir krallık olarak yaşamını sürdüren Fas; 1912 yılında Fransız ve İspanyollarca işgal edildi.

02 Mar

İslami Eğitim Üzerine

Kategori: Konuşmalar

İnsanın kişiliği çevrenin etkisiyle şekillenir. İçinde bulunduğu çevre insanın hangi kişilik özelliklerine sahip olacağına karar verir. Çok az insan çevresinin etkisini kırarak farklı bir kişiliğe bürünebilir. Bunu sağlayan ise edinilen bakış açısıdır. Sağlıklı bir bakış açısına sahip olmak sağlıklı bilgi ve bu bilgiyi değerlendirecek sağlıklı bir aklın sonucu olabilir.

Toplumu şekillendiren bütün etmenlerin aileden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Ailelerin yapısı ve ailelerin birbirleriyle kurdukları ilişkiler toplum yapısını ortaya çıkarır. Bu toplum yapısına sonradan dâhil olanlar da bu yapıya ayak uydururlar. Toplumun giderek bozulmasının en önemli nedeni bu benzeşme durumudur.

Müslüman toplumun giderek daha soft bir İslam anlayışına sahip olmasının ve hatta İslam’dan uzaklaşmasının nedeni kendini kabul ettirmek adına toplumun diğer unsurlarına benzeme çabasıdır.

17 Feb

Esaret Yahut Erdem

Kategori: Konuşmalar

İnsan, varlığını bir tanıma bağlamak zorunda. Varlığını anlamlandırabilmenin ilk koşulu bu. Tanım her şeyden önce gelir çünkü. Neyi nasıl tanımladığımız kendi tanımımızı, sahip olduğumuz bu tanım da kimliğimizi oluşturur. Zengin, yoksul, beyaz, siyah, işçi, köylü, entelektüel, cahil, sosyal, asosyal bir sürü tanım mevcut.

Herhangi bir oluşumun parçası olmak insan olma vasıflarından biri. İnsan sosyal olmak zorundadır. Kişilerin bağlı bulunduğu ya da muhabbet duyduğu oluşumlar tanımına uygun olduğunu düşündüğü insanlar tarafından ortaya koyulanlardır. Kendisi gibi düşünen insanlar arasında yer alabilmek için yoğun bir çabanın içine girer. Bir bütünün parçası olmak kişiye direnç ve güven kazandırır. Bu kazanımlara ulaşmak için kendimizi kabul ettirmek zorundayız. Kimliğimizi kabul ettirebilmenin ilk koşulu oluşturduğumuz tanımı insanlara doğru anlatabilmektir.

10 Feb

Direniş Bilinci

Kategori: Konuşmalar

Eşref-i mahlûkat olmanın insana yüklediği birçok sorumluluk var. Salt düşünebiliyor ve konuşabiliyor olmak insanı şeref sahibi yapmaz. Bizim mahlûkatlar arasında öne çıkmamızın asıl nedeni başımızı dik tutmak konusundaki kararlılığımızdır. Başın dik tutulması hadisesi iki şekilde cereyan edebilir. Birincisi kör bir inadın eseri olabilir. İkincisi ise bilinçli bir direnişin. Kör inat keçilerde de mevcut. Bu yüzden ancak bilinçli bir direnişin sonucu olarak kendimizi eşref-i mahlûkat sayabiliriz. Şerefimize halel getirecek durumlara karşı pasif kalmamız bizi diğer mahlûkatın derecesine indirir.
İnsan neslinden herhangi birinin bir kez olsun başını önüne düşürdüğünde bunun bir kez daha tekrarlanacağından şüphe duymamamız gerekir. Kanıksanmış yenilmişliğin devası bulunmamakta. Bu yüzdendir ki zorla diz çöktürmenin, yenilgiyi/aşağılanmayı kabullendirmenin simgesel olmaktan daha öte bir anlamı var.

02 Feb

Müslüman Entelektüelin Rolü

Kategori: Konuşmalar

Dinlerin ideolojilerden farkı değiştirilemiyor olmalarıdır. Herhangi bir dine inanan insan o dinin gereklerini hayatına uygulamaya çalışmalıdır. Dini hayata göre değiştirme şansı bulunmamaktadır. İlahi kanunların uygulanmasında görüş farklılıkları olsa da ana hatlarıyla bir dini değiştirmek ya da uygulamalarından vazgeçmek mümkün değildir.

Müslüman entelektüellerin zamanın getirdiği problemlere çözüm ararlarken başvurdukları İslam kaynakları değişen dünyanın işlemesine yönelik olarak reforma tabi tutulmalı fakat bu reform İslam’ın çizdiği sınırların içinde kalmalıdır. Zaten dinin akaid, şeriat ve ibadet yönü hiçbir şekilde değiştirilemez. Müslüman entelektüelin asıl işlevi ekonomik ve sosyal yaşantının, uluslararası ilişkilerin vs. İslam’ın öngördüğü biçime evrilmesini sağlamak ya da bu konuda tezler öne sürerek uygulamanın önünü açmaktır.

25 Jan

Entelektüel ve Eylem

Kategori: Konuşmalar

Entelektüel bilinç varlığını insanlık tarihinin tecrübelerinin yorumlanmasına borçludur. Entelektüel, vakıalara bakış açısı getirerek mevcut ya da ortaya çıkabilecek durumlara karşı hareket tarzını belirlemekle mesuldür. Ortaya konulan/konulacak tezlerin geçerli hükümler barındırması ve daha önemlisi uygulanabilir olması gerekmektedir. Fikirlerin zamana ve mekâna ve dahi insan doğasına aykırı olmaması beklenir. Ütopyaların çekiciliği onları uygulanabilir yapmaz.
Sorunlara çare bulması beklenen entelektüellerin aynı zamanda çarenin uygulanabilirliğini gösterme görevini de yüklenmesi gerekir. Entelektüel ortaya koyduğu fikirlerin uygulayıcısı olmalıdır. Sırça köşkünde ahkâm kesen entelektüellerin devri kapanmıştır. ‘Bu böyle olmalıdır’ fikrinin yanında nasıl öyle olacağını uygulamalı göstermek/bunun için fiilen çalışmak zorunluluğu gerçek bir entelektüelle fikir çöplüğü meydana getiren sözde aydını ayıran en önemli faktördür.

18 Jan

İslamcılık Üzerine

Kategori: Konuşmalar

Türkiye’deki Müslümanların 60’lı yılların sonunda orta çıkan siyasi hayata katılma eğilimleri 12 eylül sonrası ile iyice belirginleşti. Bu durum kendilerini İslamcı olarak ifade eden bir kitlenin de ortaya çıkmasına neden oldu. İslamcı kelimesi ortaya çıktığında zulme razı olmayan, nasıl yönetileceğine karar vermek isteyen ve dahi yönetmeye talip olan entelektüel bir Müslüman grubu ifade ediyordu. Şimdilerde İsmet Özel’in kullandığı “Türk” tarifine karşılık geliyordu bu tanımlama. Sayıları oldukça azdı. Buna rağmen sağlam donanıma sahip olmaları onları kanaat önderi pozisyonuna getirmeye yetti. Bu insanlar siyasi hayata dahil olmakla birlikte bir partinin neferleri olarak görünmemeyi tercih ettiler. Destekledikleri partiler oldu ise de bu durum “desteğimiz pamuk ipliğine bağlıdır, çünkü asıl olan parti değil davadır” ekseninde ama yine de İslamcı olduğunu vurgulayan partilerin uzağında olmayan bir seyir izledi. 90’lı yılların başında meydana gelen Refah Partisi egemenliği Türkiye’deki Müslümanlar için yönetme fırsatı doğurdu. Yerel yönetimlerde meydana gelen bu imtiyaz Müslüman siyasetçilere diğerlerinden farklı olduklarını göstermek için büyük bir fırsattı.