Kategoriler
Entelektüel ve Eylem
Entelektüel bilinç varlığını insanlık tarihinin tecrübelerinin yorumlanmasına borçludur. Entelektüel, vakıalara bakış açısı getirerek mevcut ya da ortaya çıkabilecek durumlara karşı hareket tarzını belirlemekle mesuldür. Ortaya konulan/konulacak tezlerin geçerli hükümler barındırması ve daha önemlisi uygulanabilir olması gerekmektedir. Fikirlerin zamana ve mekâna ve dahi insan doğasına aykırı olmaması beklenir. Ütopyaların çekiciliği onları uygulanabilir yapmaz.
Sorunlara çare bulması beklenen entelektüellerin aynı zamanda çarenin uygulanabilirliğini gösterme görevini de yüklenmesi gerekir. Entelektüel ortaya koyduğu fikirlerin uygulayıcısı olmalıdır. Sırça köşkünde ahkâm kesen entelektüellerin devri kapanmıştır. ‘Bu böyle olmalıdır’ fikrinin yanında nasıl öyle olacağını uygulamalı göstermek/bunun için fiilen çalışmak zorunluluğu gerçek bir entelektüelle fikir çöplüğü meydana getiren sözde aydını ayıran en önemli faktördür.
İnsan doğasına atfedilen üstün olanın ayakta kalabileceği tezi ile meydana gelen sömürgecilik –asri ismi ile emperyalizm- bunu uygulayanlarca ayrımın çıkış noktası olarak kabul edilmiş ve kendilerinden olmayanların çalınan hayatlarından mesul olmama düşüncesini ortaya çıkarmıştır. Üstün olan altta kalanı ezebilir ve hatta hayatına son verebilir. Mevcut ekonomik düzenin işlemesi ile daha önce statü farklılığından doğan sınıf ayrımı yerini büyük ölçüde zenginlik kaynaklı sınıf ayrımına bırakmıştır. Yeni üstün sınıf elinde tuttuğu sermaye gücü ile oluşturduğu yapılanma fakir halkın giderek daha kötü koşullarda yaşamasına neden olmuş, bunun sonucunda statüler arası farksızlaşmayı ifade eden eşitlik kavramı işlev değiştirerek ekonomik eşitlik temeline gelmiştir. Zengin olan hangi millet ya da dinden olursa olsun üstün olma hevesiyle hareket etmiştir.
Bugün eşitlikten söz edildiğinde Marx’ın sistematikleştirdiği ideolojiyi temel alan bir yapısal reform arayışı dillendirilir. Marx’a göre var olan bütün sorunların kaynağı sınıfsal mücadelelerdir. Sınıfların ortadan kalkması ile sorunların büyük ölçüde çözüleceğini varsayan bu yaklaşım her ne kadar göze hoş görünüyor olsa da henüz uygulandığı hiçbir ülkede başarıya ulaşamamış olması yüzünden dünyanın genelinde küçük gruplara ait bir ideoloji olmaktan öteye geçememektedir. SSCB ve Çin örnekleri büyük kitleler üzerinde uygulanmış Marksist tavrın değil, Marksizm’in öngördü yaşama biçiminin aksine kendi emperyalist tavrın uygulayıcıları olmuşlardır. Bu başka bir yazının konusu olmalı.
Dinler ve geliştirilmiş tüm ideolojiler küresel bir yapılanmanın, küresel anlamda refahın ve huzurun sağlanması amacı taşımaktadır. Yahudileri bunun dışında tutabiliriz. Küresel dönüşümün sağlanması için Gandhi gibi sivil itaatsizliği tercih edenler de olmuştur Che gibi silahlı mücadeleyi seçenler de. Yön ve yöntemler değişiklik arz etse de amaç hemen hemen aynıdır. Hem Müslüman, Hıristiyan, Yahudi vs entelektüeller hem de ideolojilerin fikir babaları topyekûn bir değişimi amaçlamaktadır. Bu yöntemin başarılı olmadığı dünyanın durumuna bakarak anlaşılabilir.
Peki ne yapmalı?
Entelektüeller vasıtası ile değişimi amaçlanan her bir nokta için ayrı ayrı ve belki de sıraya konularak mücadele edilmesi topyekûn değiştirilemeyen sistemde belirli iyileştirmeler yapılmasını sağlayabilir. Örneğin sigorta kanununda değişiklik sağlamaya çalışmak hukuk sisteminin tümünde sağlamaya çalışmaktan hem daha kolay hem de ulaşılabilir olacaktır. Siper kazanmak çok üzün sürse bile yeni siperlerin açılmasında ve belki de savaşın kazanılmasında çok önemli bir rol oynayacaktır. Bu durum ancak entelektüellerin sahaya inmesi ile mümkün görünmektedir.
Entelektüeller, konferanslar düzenlemek, protestolara dâhil olmak, çalışma grupları oluşturmak vb eylemlerle değişime öncül olabilirler. Yapılması gerekenleri bizzat yaparak, sadece yol gösterme vasfının dışına çıkarak, gerekirse mikro düzeyde çözümler üreterek değişimin başat aktörü olmak zorundadırlar. Sistemin kökleşmiş yapısının halkın kafasında değişmesinin yegâne yolu değiştiğinde ortaya çıkarak durumu bizzat göstermek olacaktır. İnsanları geleceği görünmeyen bir yola itmeye çalışmanın faydası olmaz. Gideceği yolu bilmeyen insanların yola çıkmasını bekleyemeyiz. Entelektüel yolu ve varılacak noktayı ortaya koymak zorundadır. Böylelikle geniş halk kitlelerinin değişim amacıyla eylemlere girişmesinin önü açılabilir.
- Mustafa Karasoy Yazıları
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
Son Yorumlar
24 hafta 18 saat önce
24 hafta 5 gün önce
28 hafta 2 saat önce
28 hafta 2 saat önce
28 hafta 2 gün önce