25 Jan

Entelektüel ve Eylem

Kategori: Konuşmalar

Entelektüel bilinç varlığını insanlık tarihinin tecrübelerinin yorumlanmasına borçludur. Entelektüel, vakıalara bakış açısı getirerek mevcut ya da ortaya çıkabilecek durumlara karşı hareket tarzını belirlemekle mesuldür. Ortaya konulan/konulacak tezlerin geçerli hükümler barındırması ve daha önemlisi uygulanabilir olması gerekmektedir. Fikirlerin zamana ve mekâna ve dahi insan doğasına aykırı olmaması beklenir. Ütopyaların çekiciliği onları uygulanabilir yapmaz.
Sorunlara çare bulması beklenen entelektüellerin aynı zamanda çarenin uygulanabilirliğini gösterme görevini de yüklenmesi gerekir. Entelektüel ortaya koyduğu fikirlerin uygulayıcısı olmalıdır. Sırça köşkünde ahkâm kesen entelektüellerin devri kapanmıştır. ‘Bu böyle olmalıdır’ fikrinin yanında nasıl öyle olacağını uygulamalı göstermek/bunun için fiilen çalışmak zorunluluğu gerçek bir entelektüelle fikir çöplüğü meydana getiren sözde aydını ayıran en önemli faktördür.

18 Jan

İslamcılık Üzerine

Kategori: Konuşmalar

Türkiye’deki Müslümanların 60’lı yılların sonunda orta çıkan siyasi hayata katılma eğilimleri 12 eylül sonrası ile iyice belirginleşti. Bu durum kendilerini İslamcı olarak ifade eden bir kitlenin de ortaya çıkmasına neden oldu. İslamcı kelimesi ortaya çıktığında zulme razı olmayan, nasıl yönetileceğine karar vermek isteyen ve dahi yönetmeye talip olan entelektüel bir Müslüman grubu ifade ediyordu. Şimdilerde İsmet Özel’in kullandığı “Türk” tarifine karşılık geliyordu bu tanımlama. Sayıları oldukça azdı. Buna rağmen sağlam donanıma sahip olmaları onları kanaat önderi pozisyonuna getirmeye yetti. Bu insanlar siyasi hayata dahil olmakla birlikte bir partinin neferleri olarak görünmemeyi tercih ettiler. Destekledikleri partiler oldu ise de bu durum “desteğimiz pamuk ipliğine bağlıdır, çünkü asıl olan parti değil davadır” ekseninde ama yine de İslamcı olduğunu vurgulayan partilerin uzağında olmayan bir seyir izledi. 90’lı yılların başında meydana gelen Refah Partisi egemenliği Türkiye’deki Müslümanlar için yönetme fırsatı doğurdu. Yerel yönetimlerde meydana gelen bu imtiyaz Müslüman siyasetçilere diğerlerinden farklı olduklarını göstermek için büyük bir fırsattı.

10 Jan

Yola Düşen

Kategori: Hayata Dair

içim ey içim bu yolculuk nereye
cahit zarifoğlu

Kitapları toplayarak başlıyorum hep. “Bunları kutunun altına, bunlar çantada durmalı her an okunmaya hazır olmalılar” bir de bakmışım çantada kitaplardan başka bir şeye yer kalmamış. Kitapların taşınmasının her şeyden daha önemli bir tarafı olduğu aşikâr. Bir çok şeyi geride bırakmaya hazırlandığım zamanlarda kitapları yanıma almaya gösterdiğim özen, dört tarafı mamur bir aidiyet sahibi olmaya yatkınlığımdan kaynaklanıyor. Aidiyet sahibi olana dek hiçbir sokakta sabitlenilmiyor.
Göç etme hissiyatı bütün duvarları atlayan bir bakışa sahip olmaktan başka bir şey olamaz. Keşkelerle avunmayan, vakitsiz ve yenilgilerle bezenmiş bir havsalanın çaresiz kalmamak adına her gün yeni bir serüvene atılmasıdır mekan değiştirmek. Nereye bakarsa baksın uçsuz bucaksız bir gökyüzü görüyorsa insan, hangi duvara bakarak tatmin olabilir? Muhayyilesinde derin çatlaklar biriktiren kim varsa yola düşüyor zaman zaman. Yol eskiye nazar değdirmeden ilerlemenin kesif korkularını taşıyor. Bir dala, bir ele, bir yâre tutunamamanın, dünya ile hesaplaşamamanın büyüttüğü bir terk etme duygusu sarıyor insan aklını.

20 Jan

Benim Delilerim

Kategori: Hayata Dair

“Merkez”in mükemmel bir tasarımı olarak inşa edilmiş “taşra”ya dair söylenecek her şey, eninde sonunda gidip yine merkezin lehçesinden söz alır, oraya ulanır. Bu eylem, taşradakilerin talihi yahut talihsizliği olarak da okunabilir. Çünkü, merkezden uzak olmak, bu, sınırlarını merkezin belirlediği bir uzaklık da olsa, “kriz” anları için birebirdir. Kriz, travma, çelişki ve sair detaylar, çok söylenmiş olduğu üzere “yaratma” edimini besleyen en önemli şeyler olmalıdır. Örnek çok, bu yüzden teferruata girmeye lüzum da yok. Ak pak sefir kızlarının şiirleri ancak müsamere tadı verir, şiirlerinin altına adresini [genelde “Beyoğlu”dur bu], saatini, dakikasını yazanların metinleri “bir yere kadar” beğenilir, Nişantaşı’nda kebapçı açanların “duygulu şey”leri büyük fotoğraflar eşliğinde servis edilir. Onların da söz ettikleri krizler vardır, doğrudur ama herkesin travması bir midir? Zira, “kriz”in, “travma”nın da boyutları var. Taşralıların krizi, merkezden söz alanlarınkini her zaman döver. Bundan sebeptir ki, merkezde deli azdır. Varsa bile evlerin içindedir, hastanelerdedir, tedavi ile yan yanadır. Oysa taşrada, kasabada, ilçede, kazada, nahiyede deliler sokaktadır. Sokağındır deliler.

03 Jan

Adamın İyisine Deli Derler

Kategori: Konuşmalar

Konuşmaya hazırlanmanın en zor yanı ne söyleyeceğinizi düşünmek değil kime söyleyeceğinizi düşünmektir. Söylenen/söylenecek herhangi bir kelimenin kimin yarasına deva olabileceği endişesi ile kendinizi yiyip bitirmeniz işten bile değildir. Bütün biriktirdiklerini karşılıksız olarak aktarma istemi insanın hâlâ umut taşıdığının göstergesidir elbet. Söylenmesi gerekeni, söylenmezse vebalinden kurtulamayacağınızı düşündüğünüz cümleyi umudunuzu eskitmeyecek olana ulaştırmak, hem biriktirdiklerinizin kıymetini belirliyor hem de hayatı idame ettirebilme/yeniden biriktirebilme direnci aşılıyor.
Hepimizin bir noktada konuşmaya ihtiyacı var. Doğru ya da yanlış, boş ya da dolu içimizde ne var ise, onu yanımızdakine, yanımızda biri yok ise kendi kendimize dillendirmek zorundayız. Kendi kendine söyleyene deli derler. Güzel derler. Biz de bu olmak için uğraşacağız. Herkesin akıllı olduğu ve hiçbir yere gitmeyen bu dünyada cesur, güzel, deli adamlar olmak için konuşacağız.

29 Oct

İnciraltı İçin Ağıt

Kategori: Hayata Dair

İstanbul’un Küçükçekmece’sinde, Çekmece Gölü’nün üzerindeki köprüden içeri doğru girildiğinde, karşılaşılan sokaklardan birinde, deniz artık sırt tarafında kalmışken, sağ tarafta bir çay bahçesi vardı. Şaban Abi işletirdi orayı. Heybetli, gençliğinde şiir yazdığını söyleyen (bunu biraz kısık sesle söylemişti hatta) bir adamdı Şaban Abi. Çok güzel turşular, gözlemeler, çaylar satan bir adamdı Şaban Abi, İnciraltı’nda. Ve sahiden büyük bir incir ağacının altındaydı İnciraltı. Bahçeydi, çay bahçesiydi. Şaban Abi vardı içinde. Gazete okuyan orta yaşlı insanlar, oradan geçerken tesadüfen bahçeye girmiş insanlar vardı, bazen de biz vardık. Biz; Kayhan ve ben. Kayhan bir şiirinde geçirmişti adını İnciraltı’nın, Şaban Abi’nin. Ben ise acemi denemelerden birinin içinde. Kayhan o şiiri yayımlamıştı diye kalmış aklımda, bir gençlik hevesimiz olan Kültürel’de. Ben o denemeyi yayımladım mı, hiç hatırlamıyorum. Denemenin kendisi yok elimin altında şimdi. Kim bilir nerede, hangi kâğıtların içinde şimdi.

28 Jun

İçimden Semtler Geçiyor

Başak Abla ve Bahar Abla’ya
Süleyman Sertkaya’ya
Ahmet Anık’a

Başka bir yazıda söylemiştim, “toplulukların karşısına” şiir yahut yazı ile çıkacağım önceden, benim kararım beklenmeden verilmiş gibiydi çocukluğumda ve ilkgençliğimde. İlkokul dörtte öğretmenimiz için düzenlenen veda partisinde “püfür püfür” kısmını hatırladığım o şiiri okumak mesela, ortaokulda ve özellikle lisede henüz şiir miir yazmamışken adımın bir şekilde “şair”e çıkmış olması, kompozisyon ödevlerinde ve yazılılarında kendimi sorumlu hissetmem… Bütün bunlara ben karar vermemiştim aslında, bir şekilde böyle gelişti ve ben de “tamam” demiş bulundum sanırım. Birçok başka (ve önemli) etkiyle beraber kendimi üniversitede buldum; İstanbul’da Türk Dili ve Edebiyatı okuyan biriydim artık. Hiç unutmuyorum elbette; lisans birinci sınıftayız, Fundagül Apak isimli bir hocamız var, “Okuma Yazma Atölyesi” isimli derste enteresan şeyler deniyor. Bir gün elinde teyple geldi, hiçbir şey söylemeden bir şarkı dinletti, ardından bir yazı okudu.